MART
BOLU
İlk durak. Kışın beyazı, ileride bir imzanın ve bir ekran adının rengine karışacak.
Bir ses önce geceye karıştı. Sonra bir silüet ekrana düştü. En sonunda milyonlar, cuma gecelerini aynı koltuğun etrafında paylaştı.
Bir polis memurunun görevi değiştikçe evin penceresi de değişti. Çocukluk valizlere sığdı; mizah her durakta biraz daha başka aksan öğrendi.
İlk durak. Kışın beyazı, ileride bir imzanın ve bir ekran adının rengine karışacak.
Koridor zilleri, sınıf içi taklitler ve denizin taşıdığı o hafif uzaklaşma hissi.
Seramik ve heykel. Kil dönerken elin sabrı, radyoda konuşurken cümlenin ritmi öğrenildi.
Bir webcam silüeti, bir cuma gecesi ve giderek ülkenin ortak salonuna dönüşen stüdyo.
Ekrandaki doğaçlamanın gerisinde, bir formu acele etmeden ortaya çıkaran atölye disiplini vardı. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar’da seramik ve heykel; yani çamuru dinleme, boşluğu görme ve kusuru karaktere çevirme işi.
İyi bir espri de biraz seramik gibidir: Fazla bastırırsan çöker, zamanında bırakırsan formunu bulur.
Radyo mikrofonundan önce kalem vardı. Üniversite yıllarındaki karikatürler, “Gına” adlı mizah dergisinin sayfalarına düştü. Altlarına atılan kısa bir imza zamanla adın kendisinden daha uzun bir yol aldı: Beyaz.
Buradaki sayfa bir vitrin değil, açık bir defter. Parmağını ya da fareyi gezdir; belki sayfanın köşesinde yeni bir karakter belirir.
Kağıt / mürekkep / küçük bir haylazlıkGörüntü yokken cümle daha çok çalışır. Saat söylemekle başlayan yayın, üretimi öğrenilen bir laboratuvara; “Gece Tavuğu” ise uykuyla uyanıklık arasındaki arkadaşlığa dönüştü.
Saat söylemek için açılan mikrofon; hikâye anlatmayı, boşluğu beklemeyi ve gece dinleyicisini görmeden tanımayı öğretiyor.
Radyo stüdyosuna yerleştirilen bir webcam. Görüntü o kadar karanlıktı ki yüz değil, yalnızca konuşan bir gölge seçiliyordu. İnsanlar sesi zaten tanıyordu; şimdi merak, görüntünün eksik bıraktığı yere yerleşti.
İlk konuklar Hande Ataizi ve Okan Bayülgen. Bir masa, birkaç ışık, seyirci sıraları ve henüz kimsenin yirmi iki sezon süreceğini bilmediği o ilk “hoş geldiniz”. Aşağıdaki set birebir dekor kopyası değil; dönemin analog sıcaklığından yapılmış interaktif bir sahne hafızası.
Kartları yana sürükle. Bunlar bölüm listesi değil; analogdan dijitale uzanan ekran dokularının, değişen dekorların ve değişmeyen ev sıcaklığının küçük zaman kapsülleri.
Bir masa, iki ilk konuk ve kimsenin sonunu bilmediği başlangıç.
Radyo doğaçlaması televizyonun ritmini buluyor.
Stüdyo seyircisiyle evdeki seyirci arasındaki duvar inceliyor.
Analog bantlar, jenerikler ve cuma gecesinin sabitlenen alışkanlığı.
Takvim değişirken masanın üzerindeki sohbet aynı sıcaklıkta.
Bir zil sesiyle stüdyo ile ev arasındaki mesafe kapanıyor.
Beklenmeyen anı saklamak yerine onunla oynayan yayın dili.
Konuk, seyirci ve sunucu aynı hikâyenin içine giriyor.
Hafta, jeneriğin ilk notasıyla gerçekten kapanıyor.
Bir programdan çok ortak hafızaya dönüşen uzun yol.
Renkler ve çizgiler yenilenir; samimiyet yerini korur.
Canlı yayın kusurları, en sevilen küçük hatıralara dönüşür.
Format büyürken cümle hâlâ yan koltuktan geliyormuş gibi.
Klipler internet yolculuğuna başlar; cuma gecesi parçalanıp çoğalır.
Yeni dekor, yeni jingle, eski tanışıklık.
Detay çoğalır, doğaçlamanın sıcaklığı eksilmez.
Ünlünün de seyircinin de kendine takılabildiği rahat oda.
Bir an ertesi sabah ekranlardan ekranlara dolaşır.
Candan Erçetin’le müzikli atışma, stüdyoyu tatlı bir düelloya çevirir.
Bir neslin çocukluğu, diğerinin gençliği aynı jenerikte buluşur.
Koltuklar dolu, takvim dolu, arşiv büyümeye devam ediyor.
4 Mayıs 2018: Final gibi görünen ama hikâyenin başka mecralarda sürdüğü gece.
Ekranlar inceldi, görüntü keskinleşti, bantların yerini akış aldı. Beyaz Show’un asıl çözünürlüğü ise hiçbir zaman piksel değildi: salondaki insanın kendini stüdyoda hissetmesi.
Kumandanın yanında çay, koltuğun köşesinde uyuyakalan biri, reklama kadar ertelenen mutfak işi. Program yalnızca ekranda değildi; evin ritmine karışmıştı.
Beyaz’ın cuma gecelerinde kurduğu ortak his, yalnız stüdyoda kalmıyordu. Salonlar, pencereler ve apartman cepheleri de bu ritme dahilmiş gibi düşünülürdü. Bu bölümde gece manzarası o toplu yayın hissine selam veriyor: pencereler bir seyirci korosu gibi sırayla yanıyor, sönüyor ve bazen aynı anda nefes alıyor.
Bir insanı tek bir programın içine kapatınca sessiz taraflar görünmez olur. Oysa çizgi, türkü, sinema, jüri koltuğu ve yeniden ele alınan kil; hepsi aynı yörüngenin başka ışıkları.
Bir şarkıyla başlayan şaka, haftalar boyunca klip klip cevaplanan bir televizyon oyununa dönüştü. Kazananı yoktu; izleyenin yüzünde kalan gülümsemesi vardı.
Sözleri burada tekrarlamıyoruz; oyunun zarafetini iki plak, iki cümle ve ortada gidip gelen hayali bir mikrofonla hatırlıyoruz.
2026’da, İstanbul Havalimanı’nda unutulmuş eşyalar heykel ve enstalasyona dönüştü. Bagaj bandının yolu, bir şeyi unutmamak için parmağa atılan düğümle birleşti. Ekranın konuşkan yüzünün yanında, malzemeyle düşünen sessiz taraf yeniden ortaya çıktı.
Nesnelerden birine dokun. Her biri, kayıp eşyanın sahibini değil; bizde uyandırdığı ihtimali anlatacak.
* Küçük hikâyeler site için yazılmış yaratıcı yorumlardır; serginin resmî eser açıklamaları değildir.“Şey”, bagaj bandının döngüsel yolunu ve hatırlamak için atılan düğüm fikrini taşıyan kalıcı heykel olarak kurgulandı.
“Şeyler”, kayıp eşyalardan oluşan sergiyle yolculuk, unutma, sahiplik ve dönüş üzerine sessiz sorular bıraktı.
“Beyaz’la Joker” ile bu kez dört seçenek yerine dört yarışmacı, iki joker ve bolca doğaçlama vardı. Kartların üzerine gel; deste açılsın. Çünkü Beyaz’ın ekran yolculuğunda format değişir, seyirciyle kurulan göz teması değişmez.
İlk yayın / 04.01.2026Kumandayı çevir. Bir program seç, bir şarkıya geç; masanın kenarında kendi küçük notunu bırak.
bir program seç
Bir çizginin altındaki imza, geceye karışan bir ses ve cuma akşamlarını aynı masada buluşturan bir yüz. Bu küçük cihaz, o yolculuğun sessiz kayıtlarını çevirerek açar.
Masanın çevresinde kalan üç küçük kayıt.
Daireyi çevir. Her parça başka bir geceyi açar; hiçbir kayıt tek başına bütün hikâye değildir.
küçük hareketler, uzun geceler
BEYAZ / MASA KAYDI · 2026